SEÇİLMİŞ YAZILAR

Sağlık Sektöründe Çıkar Çatışması

Prof. Dr. Acar Baltaş

Geçen yazımızda çıkar çatışmasını konu etmiş ve günlük hayatımızın her alanında ilişkide olduğumuz insanlarla çıkar çatışması içinde olduğumuzu belirtmiştik. örneğin; araba tamircimiz, avukatımız, muhasebecimiz, doktorumuz ve bankadaki müşteri temsilcimiz veya özel şirketteki portföy yöneticimiz çıkarlarıyla çeliştiğiniz kişilerden bazılarıdır. "Sözde güven" ilşkisine dayanan bu ilişkilerin hepsinde kontrol müşteride gibi gözükür ancak karşımızdaki "profesyonel"in çıkarının ne kadarının gösterilen, ne kadarının bunun dışında olduğunu tam olarak bilemeyiz. çıkar çatışması içinde olmanın rahatsız edici sonuçlar doğurduğu alanlardan birisi finanstır. Geçen yazıda finansla ilgili alanda "açıklık" ilkesinin bile yeterli olmadığını gösteren araştırmaya yer verilmişti. Ancak çıkar çatışmasının en rahatsız edici olduğu alan sağlıkla ilgili olanıdır.

İnsan doğasının en ilginç özelliklerinden biri, birisinden bir şey alındığı zaman karşılık verme ihtiyacı duyulmasıdır. Yaklaşık kırk yıl önce yapılan bir araştırmada, tanımadığı kişilere yeni yılda tebrik kartı gönderen bir profesör, gönderdiği kişilerin büyük çoğunluğundan karşılık kutlama kartları almıştır. İnsanlar sadece tebrik kartlarına değil, almayı düşünmedikleri hediyelere, katılmak istemedikleri davetlere, beklemedikleri jestlere duydukları borçluluk hissi nedeniyle karşılık verme eğilimindedirler. Bunun temelinin insanlık tarihine uzandığını ileri süren antropologlar vardır. Bu duyguyu bilimsel görünüş altında, dünyada en çok istismar eden ilaç pazarlama şirketleridir.

Karşılıksız iyilikle borçlandırmanın en yaratıcı örneklerinden birisi, bir ilaç şirketinin üzerinde kendi logosu bulunan siyah bir kupayı, sadece doktorlara değil, tıp öğrencileri ve stajyerlere dağıtması ve bununla belirli bir kahve zincirine gidildiğinde istendiği kadar ücretsiz kahve alınmasıydı. Bu saldırgan pazarlama taktiği daha sonra AMA (Amerikan Tıp Birliği) tarafından yasaklanmıştı.

Araştırmaların ortaya koyduğu çok çarpıcı bir bulgu da, sağlık profesyonelleri ile kurulan ilişki derinleşip, tanışıklık süresi uzadıkça ve hastanın güveni artıkça, beklenenin aksine, sağlık profesyonelinin çıkarını daha fazla gözettiğidir. Bu konuda en çok istismarın diş hekimleri tarafından yapıldığı saptanmıştır.

Kongre mi, tatil mi?

İlaç pazarlama şirketleri uzun yıllardır hekimlere sadece maddi değeri yüksek hediyeler sunmakla kalmamış, aynı zamanda "bilimsel toplantı" adı altıda dünyanın veya ülkenin gözde tatil beldelerinde lüks seyahatler sunmayı doğal bir uygulama haline getirmişlerdir. Bu sırada ilaç şirketleri, çok büyük çoğunlukla, hekimlerden kendi ilaçlarını reçete etmeleri konusunda doğrudan bir talepte bulunmazlar. çünkü böyle bir tutum ilişkiyi bilimselliğin kutsanmış alanından çıkartıp, ahlaki zaafı olan insanların "rüşvet" alanına sokar.

Ancak yaratılan borçluluk duygusunun, insan doğasının gereği olan karşılık verme davranışını doğurduğunu bilen pazarlamacılar cömertliklerinde sınır tanımazlar. Böylece hekimler kendilerine karşı cömert olan ilaç şirketlerinin ürünlerini hastalarına, kendilerine rüşvet verildiğini düşünmelerine neden olmadan, önermişlerdir. Bir de buna kendilerine bu ayrıcalıkları sunan ilaç şirketlerindeki, nazik ve samimi ilişkiler içinde oldukları kişilere karşı besledikleri olumlu duygular da eklendiğinde hekimin kendisini kullanılmış gibi hissetmesi için hiç bir neden kalmamaktadır.

Sağlık profesyonellerini borçlandırmanın bir yolu da, ilaç şirketinin kendi ürününü meslekdaşlarına bilimsel konuşmalar yaparak tanıtması için ödeme yapmasıdır. Bu yöntemin esas yararı, kanaat önderi konumundaki bu kişinin, kendi anlattığı yarara giderek daha çok inanması ve o ürünün doğal bir sözcüsü konumuna gelmesidir (Bkz. Geçen yazımızdaki "resim galerisindeki tablolarla ilgili beğeninin sponsor galeri yönünde şekillenmesi araştırması).

Benim açımdan konunun ironik boyutu, yirmi yıl tıp fakültesinde çalışmış ve bu alanla yakın ilişkimi çeşitli şekillerde sürdüren bir kişi olarak, ilaç şirketlerinde çalışan profesyonellerin en çok şikayet ettikleri konuların başında, "rakip şirketlerin yaptıkları etik olmayan tanıtım faaliyetleri" olduğuna tanık olmaktır.

Ülkemizde gelişmeler

Son yıllarda Türkiye’de de yapılan düzenlemelerle hekimlere verilen hediyelerin maddi değeri büyük ölçüde sınırlanmıştır. Bu konuyla ilgili düzenleme çalışmaları başlandığında bazı hekimlerin, çoğunluğunun yurt dışında yılda ondan fazla toplantıda misafir edildiği görülmüştür. Bunun sonucunda hekimlerin katılabileceği kongre sayısı, bilimsel bir tebliğ vermedikleri takdirde, iki ile sınırlandırılmıştır. Benzer şekilde Sağlık Bakanlığı, tıbbi tanıtım sorumlularının hekimlere yapacakları ziyaretlere büyük sınırlamalar getirmiştir. Bakanlığın yakın zamanda yapmayı düşündüğü düzenlemelerden birisi de, hekimin reçeteye ilaç adını yazmak yerine "etken madde" adını yazması ve böylece hekimin tercih imkanını kaldırmasıdır.

Günümüzde tıbbi alandaki çıkar çatışmasına acımasız ve ileri düzeyde rahatsız edici bir halka daha eklenmiştir. Bu halka özel hastahanelerde çalışan hekimlerin performans kriterlerinden önemli birinin, kendilerine koyulan "tıbbi tetkik" kotalarını doldurma zorunluluklarıdır. Bu durumda hasta ile doktoru arasındaki ilişkinin temelini oluşturacak olan "güven" duygusu, daha başlangıçta gölgelenmektedir. Hasta doktorunun kendisinden yaptırmasını istediği her tetkik için, "bunu kendisi için mi yoksa benim için mi istiyor?" diye düşünmekten kendisini alıkoyamamaktadır. özel hastahaneler, tanımladıkları "misyon"larının dışına çıkmakta, kendilerini bir ticari kuruluş olarak konumlandırmaktadır. Hekimlerin bir bölümü isteyerek, bir bölümü de istemeyerek ancak zamanla, "herkes öyle yaptığı için" bu duruma kaçınılmaz olarak ayak uydurmaktadır. Ne yazık ki bu konudaki kaygılar hiç bir zaman kelimelere dökülmemekte ve bunun sonucunda hasta ile hekim arasındaki iletişim ve ilişki gölgelenmektedir.

Sonuç

çıkar çatışması her alanda vardır ve kolayca önlenemez ancak azaltmak için bazı düzenlemeler yapılabilir. örneğin, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın yaptıkları bu konuda, bazı sakıncalar içerse de, bu yönde atılmış olumlu adımlardır. Diğer taraftan müşteri için yaptığı işlemlerde ve müşteri para kazandığında büyük ikramiyeler alan ancak müşteri parasını kaybettiğinde hiç bir sorumluluğu olmayan finans danışmanlarının; değerlendirdikleri şirketler tarafından ücretleri ödenen değerlendirme kuruluşlarının; ilaç şirketleri tarafından yaptıkları araştırmalar finanse edilen akademisyenlerin varlığı ciddi bir sorundur. örneğin, Harvard Tıp Fakültesi’ndeki 8900 akademisyenin 1600’ü, ilaç şirketleriyle herhangi bir şekilde bağları olduğunu bildirmiştir. Bu durum insan sağlığı üzerine ciddi bir çıkar çatışması gölgesi düşürmektedir.

Elliott, C. : White Coat Black Hat Adventures on the Dark Side of Medicine Beacon Press, 2010

Ariely D. : Honest Truth About Dishonesty, Harper Collins Publication 2012

Wiltermuth S.S.: Cheating More When the Spoils are Split. Organizational Behavior and Human Decision Processes, 2011
 

  • Makaleyi Paylaş >
© BALTAS 2019 Tüm hakları saklıdır.